İKLİM KANUNU TASARISI, DOĞAYI FİNANSALLAŞTIRIYOR. İLK HEDEF ORMANLARIMIZ VE SU KAYNAKLARI

İlkim değişimi kamuoyunun gündeminde olmadığı zamandan beri iklim ve iklim değişimi ile ilgili görüşlerimizi sürekli olarak kamuoyu ile paylaşmaya çalışmaktayız.

İklim Kanunu Tasarısının hazırlık süreci ve komisyondan geçip Meclis gündemine gelmesi süreçlerinin hiç birisine dahil edilmedik.

Tasarıdan bilgimiz olduktan sonra, Kamusal sorumluluğumuz gereği 5 Mart 2025 tarihinde https://meteorolojimuh.org.tr/iklim-kanuna-sigdirilmaya-calisilarak-yeni-bir-ticari-alan-olusturuluyor/) ve 11 Mart 2025 tarihinde (https://meteorolojimuh.org.tr/iklim-kanunu-tbmm-gundeminde-net-sifir-mi-elde-var-sifir-mi/) iki bilgilendirmeyi kamuoyu ile paylaştık. Konu ile ilgili olarak, basın ve yayın kuruluşları bizleri görmemezlikten gelmeye devam ederek tek taraflı yayınlar yapmaya devam etmektedir. Bazıları ise konuyu görmemezlikten gelmektedir.

Kanun tasarısını değişik içerikleri ile ele alınmak zorundadır. Bu açıklamamızda, Karbon Ticaretinin Orman alanlarına ve dolayısıyla su kaynaklarına etkisini örneklemeye çalışılmıştır.

Tasarının tanımlar başlığında, İklim Finansmanı, Karbon kredisi, Yutak Alanlar gibi tanımlamalar ile karbon emilimi ve finansmanla ilgili işlemlerin tanımları yapılmıştır.

Tasarının üçüncü bölümünde ise, ticaret sistemin kurulması, piyasalar ve denkleştirmeler konu edilerek, karbon salımları üzerinden nasıl bir pazar oluşturulacağı anlatılmaktadır. Bu pazar yapısı anlatılırken, ormanlar ile su kaynaklarının korunması, gelişmişlik farklarının azaltılması, yoksulluğun giderilmesi gibi kulağa çok hoş gelen söylemlere sığınılmaktadır. Ancak bu süreç doğanın finansallaştırılmasını açıkça ortaya koymaktadır (Bu konuda Dünyanın Finansallaştırılmasına Direnmek ve Yirmibirinci Yüzyılda İklim Emperyalizmi gibi makaleler (https://monthlyreview.org/2022/04/01/the-defense-of-nature-resisting-the-financializaton-of-the-earth/) kaynak olarak görülebilir.

Tasarının temel dayanağının “Net Sıfır” olduğu ve net sıfırın ne anlama geldiğini önceki metinlerde açıklamıştık. Net Sıfır dayanağından hareket eden tasarı, karbon salımları ve emilimi üzerinden oluşturulan pazardan söz etmektedir. Burada sözü edilen konunun gerçeği ise Doğanın Finansallaştırılmasıdır. Bu konuyu açıklamak için öncelikle Doğanın finansallaştırılması sürecine bakmak gerekiyor.

Doğanın Finansallaştırılması;

Doğal kaynakların ve alanların ekosistem hizmetlerinin veya biyolojik çeşitliliğin, finansal varlıklara dönüştürülerek piyasada alınıp satılabilir hale getirilmesi sürecidir. Bu konunun araçları olarak, karbon kredileri ve emisyon ticareti, çevre dostu projeler için finansman sağlayan borçlanma araçları, ödemeye dayalı ekosistem hizmetleri, ekolojik zararları dengelemek amacıyla şirketlerin satın alabileceği krediler gösterilmektedir.

Doğanın Finansallaştırılmasının Tarihsel Süreci;

1970, Çevre Ekonomisinin Doğuşu, E.F. Schumacher gibi ekonomistler doğanın ekonomik sistemlerde hesaba katılması gerektiğini belirtmişlerdir.

1972, Stockholm Konferansında, çevre sorunlarının ekonomik boyutlarını tartışmaya açıldı.

1973, E.F. Schumacher’in “Small is Beautiful” Kitabında, Ekonomik büyümenin sınırsız olamayacağını ve doğanın ekonomik sistemlerde hesaba katılması gerektiği belirtmiştir.

1980, Ekolog Herman Daly gibi isimler, doğal kaynakların tükenmesiyle ekonomik sistemlerin etkileneceğini tartışmaya açılmıştır. Ekosistem Hizmetleri kavramı gündeme getirilmiştir.

1987, Brundtland Raporu; Sürdürülebilir kalkınma kavramı kapsamında doğanın sunduğu ekosistem hizmetlerin, ekonomik sistemlerden nasıl değerlendirileceği konusu tartışmaya açılmıştır.

1990, Doğal sermayenin ekonomiye dahil edilmesi kapsamında, karbon piyasaları kavramı ortaya çıkarılmıştır.

1992, Rio Zirvesi (BM Çevre ve Kalkınma Konferansı), Sürdürülebilir kalkınma kavramının genişlemesi ve doğal sermayenin korunması gerektiğinin vurgulandı.

1997, Kyoto Protokolü ile karbon kredisi ticareti fikri hayata geçirildi. Ormanlar ve karbon tutma alanları, ticari birer varlık olarak görülmeye başlandı.

1999, Doğal Kapitalizm (Paul Hawken, Amory Lovins ve L. Hunter Lovins) kitabı, Doğal sermayenin sürdürülebilir ekonominin temel unsuru olduğu vurgulandı.

2000’ler ve sonrası, BM ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, doğal sermayeyi ekonomik göstergelere (Finansal Araçların Gelişimi, Ekosistem Hizmetleri ve Doğal Sermaye Projeleri) dahil etmeye başladı.

2005, Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi (EU-ETS) kuruldu ve karbon piyasaları aktif hale getirildi.

2008, Finans Krizi sonrası doğaya dayalı varlıklar (su hakları, biyoçeşitlilik kredileri) yatırım aracı olarak daha fazla tartışılmaya başlandı.

2010, Ekosistem ve Biyoçeşitliliğin Ekonomisi (TEEB) Raporu, doğanın ekonomik değerini ölçmeyi önerdi.

2010 ve Sonrası Küresel Yeşil Finans Hareketi başlatıldı.

2015, Paris Anlaşması ile doğaya dayalı çözümler finansal sistemlere entegre edilmeye başladı.

2021, İngiltere Hükümeti için hazırlanan Dasgupta Raporu, Doğal sermayenin geleneksel finansal sistemlere entegre edilmesi gerektiği belirtildi. Glasgow Net Sıfır İçin Finansal İttifak (GFANZ, 2021) gibi girişimler, doğanın finansallaştırılmasını hızlandırdı. Yeşil tahviller, doğa bazlı finans araçları ve sürdürülebilir bankacılık gibi uygulamalar arttı.

Doğanın finansallaştırılması, yani doğanın ve ekosistem hizmetlerinin finansal piyasalara entegre edilmesi süreci, 1970’lerden itibaren çevre ekonomisi ve sürdürülebilir kalkınma tartışmalarıyla birlikte gündeme gelmiş, 1990’lardan itibaren karbon piyasaları ve ekosistem hizmetlerinin ekonomik birer varlık olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. 2000’ler ve 2010’lar boyunca yeşil finans, emisyon ticareti ve ekosistem hizmetlerinin ticarileştirilmesi gibi mekanizmalarla hız kazanmıştır (mutlaka konu ile ilgili çok daha fazla doküman bulunmaktadır).

Süreçten görüldüğü gibi doğanın finansallaşması uzun soluklu bir süreçte devam etmektedir. Bu süreçte amaç hiçbir zaman karbon emisyonlarının azaltılması olmamıştır.

Doğanın Finansallaşması Sürecinde Yaşanan Bazı Olaylar;

Bu uygulamaların benzerlerinin, dünyanın değişik yerlerinde yoksul halklar üzerindeki etkisine ilişkin çok daha fazla örnekleri bulabilmek mümkündür.

Ülkemizde ki Durum;

Ülkemiz açısından bakıldığında, fiili olarak orman alanları başta olmak üzere tüm doğal alanlar yok edilmektedir. Mevcut uygulamalardan anlaşıldığı kadarıyla doğal alanların yok edilmesine devam edilecektir. Bu uygulama su güvenliği başta olmak üzere gıda güvenliği üzerinde büyük bir tehdittir.

İklim Kanunu;

İklim Kanunu tasarısı bu süreci etkilemeyecektir. Bu süreç özellikle su kaynakları başta olmak üzere biyoçeşitliliği yok etmektedir. Yok etmeye devam edecektir. Mevcut tasarının sağlayacağı avantajlardan yararlanmak için hangi şirketler hazırlıklarını tamamlamıştır. Mevcut orman alanlarımız üzerinde uluslararası şirketler başta olmak üzere belli anlaşmalar yapılıp yapılmadığını ise bilememekteyiz.

Karbon ticareti ile, karbon emisyonlarının emilimi için yeni alanlar oluşturulması değil, mevcut doğal orman alanlarının gizli ya da kısmı gizli anlaşmalar ile uluslararası şirketlere verilmesi ve bu şirketlerin bu alanlardan gelir elde etmesinin sağlanmasıdır. Bu durum yaşam alanları üzerinden özellikle kırsal kesimi, temel güvenlik açısından su ve gıda sektörünü çok fazla etkileyecektir.

SONUÇ;

Bu Tasarı Kesinlikle Yasalaşmamalıdır.

Exit mobile version