TRUMP KARŞITLIĞI ÜZERİNDEN, EMPERYAL İKLİM POLİTİKALARINA YEDEKLENMEMEK GEREKİR (!)

TRUMP KARŞITLIĞI ÜZERİNDEN,

EMPERYAL İKLİM POLİTİKALARINA YEDEKLENMEMEK GEREKİR (!)

Trump Amerikası’nın Venezuela lideri Maduro’yu kaçırmasının, Trump’ın küresel iklim değişimi politikalarına ilişkin sözleriyle ilişkilendirilmeye çalışılması, iklim kavramının açık biçimde istismar edilmesidir. Bu tür eylemler “atmosferin emisyon değişimine bağlı küresel ısınma sonucu oluşan iklim değişimi” ile değil, emperyal siyasetin giderek normalleşen zor, tehdit ve hukuksuzluk ikliminin değişimiyle açıklanabilir.

İklim değişimi üzerinden yürütülen tartışmalar günümüzde ciddi bir kavramsal ve politik karmaşa içindedir. Bu karmaşanın önemli nedenlerinden biri, iklim değişimi söyleminin bilimsel içerikten koparılarak, küresel güç ilişkilerinin ve yeni ekonomik düzen arayışlarının bir aracı haline getirilmesidir. Donald Trump’ın iklim politikalarına yönelik söylem farkı, mevcut küresel iklim politikalarının reddi anlamında değildir. Emperyalist güç ilişkilerinin farklı bir biçimde sürdürülmesinden ibarettir.

Dünyadaki tüm ülkeler, sahip oldukları ekonomik ve siyasal güç oranında enerji kaynaklarına erişmeye ve bu kaynakları kontrol etmeye çalışmaktadır. Bu süreçte, atmosferde biriken sera gazlarıyla doğrudan ilişkilendirilmemekte olup, esas belirleyici unsur, enerjiye erişimin jeopolitik ve ekonomik getirileridir. Her ülke, kendi çıkarlarına uygun gördüğü enerji yolunu seçmekte ve bu tercihler çoğu zaman çevresel gerekçelerle değil, güç dengeleriyle şekillenmektedir. Bunun en belirgin örneği Akdeniz üzerinde yürütülen süreçtir. Akdeniz üzerinde hak iddia eden bazı AB ülkeleri bir taraftan fosil yakıtlara ulaşmak için savaşmayı bile göze alırken diğer taraftan karbon vergisi ekonomisinin önceliğini yapmaya çalışmaktadırlar.

Bilimsel olarak ülkelerin sıfır emisyon düzeyine ulaşmasının mümkün olmadığı bilinmektedir. Buna rağmen “net sıfır” söylemi, yeni bir ekonomik düzenin ve piyasa mekanizmasının kurulması için kullanılan bir araç haline gelmiştir. Bu süreç, doğanın finansallaştırılmasının güncel ve en görünür aşamasıdır.

Doğanın finansallaştırılması süreci yeni değildir. 1970’li yıllarda çevre ekonomisi kavramı ile  doğanın ekonomik sistemlerde hesaba katılması gerektiği, 1972 Stockholm Konferansı’nda çevre sorunlarının ekonomik boyutları tartışmaya açılmış, 1980’lerde Herman Daly gibi ekolojik iktisatçılar, “ekosistem hizmetleri” kavramını öne çıkarmıştır.

Bu süreç, 1987 Brundtland Raporu ile sürdürülebilir kalkınma söylemine dönüşmüştür. 1990’lı yıllarda karbon piyasaları kavramı gündeme gelmiştir. 1997 Kyoto Protokolü ile karbon kredisi ticareti resmen hayata geçirilmiş, ormanlar ve karbon tutma alanları ticari varlıklar olarak tanımlanmaya başlanmıştır. 2021’de imzalanan çeşitli yüksek standartlı anlaşmalar ve COP26’da “net sıfır” hedefinin kabulü, bu sürecin ulaştığı noktayı göstermektedir.

Trump’ın petrol kaynaklarını kontrol etmeye yönelik politikaları, iklim değişimiyle değil, enerji kaynakları üzerindeki emperyal kontrolü güçlendirme hedefiyle ilgilidir. Ancak iklim tartışmalarında ulusötesi şirketler yalnızca politikaları değil, kullanılan dili de belirlemektedir. Bu politikalara eleştirel yaklaşanlar kolaylıkla “iklim inkarcısı” etiketiyle dışlanmaktadır.

Oysa günümüzde kuraklık ile taşkınlar anlamında yaşanan su sorunları başta olmak üzere, tarımsal üretim ve ekosistem tahribatları gibi sorunları iklim değişimiyle açıklamak, sorunların gerçek nedenlerini gizlemektedir. Sorunların gerçek nedenlerinin iklim değişimi söylemiyle örtülmesi, çözüm üretmekten çok, iklim üzerinden kurulan yeni ticari ve finansal yapıların meşrulaştırılmasına hizmet etmektedir.

İklim değişimi üzerinden oluşturulan yeni finansal yapı politikalarını eleştirenleri, Trump ile aynı yere koymak ise, farkında olarak ya da olmayarak, emperyalist iklim politikalarının temsilcilerine destek vermek anlamına gelmektedir.

Emperyal güçlerin saldırılarına karşı duruş, aynı noktadan bakmayan anti emperyalistlere saldırmakla güçlendirilemez. Sadece emperyalistlerin işini kolaylaştırır.

Not: “İklim değişimi” insanlığın karşı karşıya olduğu dinamik dönüşüm süreci anlatılıyor. İklim değişimi yalnızca bir sonuç değil, aynı zamanda bir süreçtir.